Küresel finansal piyasalarda petrol fiyatları, jeopolitik gerilimler ve enflasyon kaygıları gündemin önemli maddeleri arasında yer alırken, yatırımcıların risk alma isteğini etkileyen dinamikler değişiyor. Goldman Sachs’ın 26 Ekim 2026 tarihli raporuna göre, son üç haftada farklı varlıklar arasındaki getirilerdeki ayrışmayı açıklamada yarı iletken hisselerine olan duyarlılığın katkısı yaklaşık yüzde 54 seviyesine ulaştı. Aynı analizde petrol fiyatlarına olan duyarlılığın payı ise sadece yüzde 2 olarak hesaplandı.
Yapılan araştırma, yapay zekâ yatırımlarının yalnızca teknoloji şirketlerinin hisse değerlerini değil, aynı zamanda farklı piyasalardaki yatırımcı davranışlarını da etkilediğini gösteriyor. Büyük teknoloji firmalarının yatırım stratejileri, çip üreticilerinin mali tabloları ve yapay zekâ harcamalarının kazanca dönüşmesine dair beklentiler, küresel risk iştahının önemli belirleyicileri arasında yer alıyor.
Yüzde 54 ve yüzde 2 ne anlama geliyor?
Goldman Sachs’ın karşılaştırmasındaki yüzdeler, çip hisselerinin yüzde 54 oranında yükseldiği ya da petrol fiyatlarının piyasaları sadece yüzde 2 oranında etkilediği anlamına gelmiyor. Bu hesaplama, son üç haftalık dönemde incelenen çeşitli varlıkların getirileri arasındaki farkların bu iki piyasa değişkenine duyarlılıkla ne ölçüde açıklanabildiğini ortaya koyuyor. Dolayısıyla sonuç, belirli bir zaman dilimi için istatistiksel bir ilişkiyi gözler önüne seriyor.
Yarı iletken hisselerine olan duyarlılığın yüzde 54’lük açıklama gücüne karşılık petrolün yalnızca yüzde 2’de kalması, yatırımcıların son dönemlerde teknoloji sektöründeki gelişmelere çok daha kuvvetli tepkiler verdiklerini gösteriyor. Ancak bu durum, petrolün küresel ekonomi üzerindeki öneminin azaldığı ya da aynı ilişkinin ilerleyen aylarda da devam edeceği anlamına gelmiyor. Enerji fiyatları enflasyon, büyüme ve para politikası üzerindeki etkisini sürdürmeye devam ediyor.
Yapay zekâ endişesi satışları artırdı

Teknoloji hisselerinin piyasalar üzerindeki etkisi yalnızca yükseliş dönemlerinde görülmüyor. Geçtiğimiz hafta yapay zekâ yatırımlarının getirisine ilişkin artan finansman maliyetleri ve şirketlerin büyüyen sermaye harcamaları konusundaki endişeler, teknoloji hisseleri ile şirket tahvillerinde satış baskısını artırdı. Goldman Sachs’ın yatırımcı risk iştahını ölçen göstergesi de Nisan 2025 tarihinden itibaren en düşük seviyesine geriledi.
Bu gelişme, yapay zekâ alanına yönelen sermaye büyüklüğünün yanı sıra finansman biçiminin de önem kazandığını gösteriyor. Veri merkezleri, gelişmiş işlemciler ve elektrik altyapısına yapılan harcamalar hızla artarken yatırımcılar bu projelerin ne kadar sürede gelir elde edeceğini sorguluyor. Beklentilerin karşılanmadığı durumlarda teknoloji hisselerinde başlayan satışlar diğer varlık sınıflarına da yansıyabiliyor.
Güney Kore borsası en belirgin örnek
Yapay zekâ ile bağlantılı fiyat hareketlerinin en net şekilde görüldüğü piyasalardan biri Güney Kore oldu. Bellek çipi üreticilerinin borsa endeksindeki yüksek ağırlığı nedeniyle ülke piyasası küresel yapay zekâ yatırımlarıyla ilgili beklentilere oldukça duyarlı hale geliyor. Bu nedenle çip talebine ilişkin olumlu veya olumsuz haberler yalnızca ilgili şirketleri değil, genel borsa yönünü de büyük ölçüde etkiliyor.
Güney Kore’nin KOSPI endeksi 27 Ekim’de yüzde 3,1 artarken SK hynix hisseleri yüzde 5,2 ve Samsung Electronics hisseleri ise yüzde 4,2 değer kazandı. Ancak buna rağmen piyasanın haziran ayında ulaştığı zirveden sonraki kayıpları, teknoloji odaklı yükselişlerin ne kadar hızlı bir şekilde tersine dönebildiğini gösteriyor. Goldman Sachs ise Güney Kore hisselerinde son düşüşlerin ardından değerlendirme bakımından fırsatlar oluştuğunu düşünüyor.
Goldman Sachs Güney Kore hedefini düşürdü

Banka, Güney Kore borsası için 12 aylık KOSPI hedefini 12 bin puandan 9 bin puana indirdi. Hedefteki aşağı yönlü revizyona rağmen yeni seviye değerlendirme tarihindeki endeks düzeyine göre yüzde 60’tan fazla bir yükseliş potansiyeline işaret ediyor. Bu durum Goldman Sachs’ın kısa vadeli dalgalanma risklerini artırmasına rağmen piyasanın orta vadeli görünümüne tamamen olumsuz yaklaşmadığını ortaya koyuyor.
Banka ayrıca bellek çipi üreticileri dışındaki Güney Kore şirketlerinin kârlılıkları göz önünde bulundurulduğunda yüzde 30’un üzerinde iskontoyla işlem gördüğünü tahmin ediyor. Bu değerlendirme teknolojik hisse senetlerindeki sert fiyat hareketlerinin diğer sektörlerde de değerleme farklılıklarına yol açabileceğine işaret ediyor. Ancak söz konusu tahminlerin kesin getiri sağlamadığı ve piyasa koşullarına bağlı olarak değişebileceği unutulmamalıdır.
Petrolün etkisi neden hâlâ kritik?
Araştırmanın dikkat çekici sonucu ise petrol fiyatlarının yüksek olduğu bir dönemde ortaya çıkıyor. Orta Doğu’daki çatışmalar ve enerji arzına dair belirsizlikler petrol piyasasında ciddi dalgalanmalara yol açarken yüksek enerji maliyetleri şirketlerin üretim giderlerine ve tüketici fiyatlarına baskı yapmaya devam ediyor. Bu nedenle petrolün son üç haftalık istatistiksel karşılaştırmadaki düşük paya sahip olması ekonomik etkisinin sınırlı kaldığını göstermiyor.
Türkiye gibi enerji ithalatına bağımlı ekonomiler açısından petrol fiyatlarının önemi ayrı bir boyut taşıyor. Ham petrol ve rafine ürün fiyatlarındaki artış akaryakıt maliyetleri, taşımacılık giderleri ile cari denge ve enflasyon beklentileri üzerinde baskılar yaratabiliyor. Küresel yatırımcıların kısa vadede çip hisselerine daha güçlü tepkiler vermesi Türkiye ekonomisinin enerji fiyatlarına olan duyarlılığını ortadan kaldırmıyor.
Gözler teknoloji devlerinin bilançolarında

Yapay zekâ yatırımlarının piyasalardaki ağırlığının artması büyük teknoloji firmalarının bilanço sonuçlarını daha kritik hale getiriyor. Microsoft, Alphabet ve Amazon gibi şirketlerin açıklayacağı finansal sonuçlar veri merkezi yatırımlarının hızını ve bu yatırımların gelir büyümesine nasıl yansıdığını gösterecek. Yatırımcılar özellikle artan sermaye harcamalarının kârlılık ve serbest nakit akışı üzerindeki etkilerini takip edecek.
Goldman Sachs’ın son değerlendirmesi küresel piyasaların kısa vadede yapay zekâ yatırımlarıyla ilgili beklentilere göre daha güçlü hareket ettiğini ortaya koyuyor. Ancak üç haftalık veriye dayanan bu ilişki kalıcı bir yön değişikliğinin kanıtı değildir. Önümüzdeki süreçte teknoloji firmalarının bilanço sonuçları, enerji maliyetleri ve merkez bankalarının kararları hangi faktörün daha belirleyici olacağını gösterecektir.